
YAŞANMIŞ BİR SEVGİNİN MEKTUBU ...
Söz vermiştim kendime, eğer bir gün mücadelemizi kaybedecek olursak ve sen gidersen, yazacak, Temmuz 00'de yazdığım mektubu okuyan herkese gittiğini haber verecek, bizi, sevgimizi anlatacaktım. Ama bu ancak Temmuz 01 de gerçekleşebildi.
Ondan önce yapamadım bir türlü.
İşte yine de sözümü tutuyorum bir tanem.
Ama o sevgiyi, acımızı, mutluluğumuzu, yalnızlığımızı, korkularımızı, umutlarımızı, senin en kötü zamanlarında bile kaybetmediğin yasama sevincini, odanda oturup Allah'a seni iyileştirmesi, bizi ayırmaması için dua ettiğimiz zamanları, birbirimize sarıldığımız, bir şarkıya dalıp gittiğimiz anları, birlikte söylediğimiz şarkıları, 9 Eylül Onkolojiyi, neredeyse tüm odalarında kaldığın dahiliyeyi, kemo-terapileri, radyo-terapileri, ilaçları, iğneleri, acil servise kaldırılıp ölümden dönüşlerini, tüm ortalığı ölüm sessizliğinin kapladığı saatlerde hastane koridorlarını, lanet hastane
gecelerini...
İzmir i, çok sevdiğimiz ve gecelerini, gündüzlerini, sinemalarını, tiyatrolarını, kaldırımlarını, parklarını, otobüs duraklarını, barlarını, kahvelerini, kitapçılarını en çokta hastanelerini yaşadığımız, paylaştığımız bu koca şehri...
Sayısız sıkıntılı anlar geçirdiğin ama yine de mutlu olmak için çırpındığın Basın Sitesinde ki yaşamak zorunda kaldığın o evi, çok istediğim halde seninle çok fazla birlikte olamadığımız özgürlüğü tattığın Buca da ki evini, seninle, benimle, dostlarla geçirilen o saatlerin güzelliğiyle, sayısız ayrıntı ve anıyla dolu o güzel günleri, sabah kahvaltılarımızı ve akşam yemeklerimizi, özellikle rulo köfteni, bulaşık kavgalarımızı, Meryem ana' ya gittiğimiz günü, Selçuk ta yediğimiz çöp şişleri, bu kız hiç iş yapmıyor ne olacak böyle diye Tuğçe için yaptığın serzenişleri, yalnız gecelerinin dostu olmuş canım yeğenim dediğin Devrim e küfür ettikçe rahatlıyorum deyişini, anneme sırf çalışıyor diye kızarak bana şikayet edişlerini, şu eniştem de çok iyi insan demeni, Halil le aramızda az yaş fark olmasına rağmen bayılıyorum bana teyze demesine dediğin günü, babam şimdi kralsa bende prenses oluyorum deyişini, çocuklarına baktığın anki gözlerindeki ışıltıyı, arkadaşın Esin in hamile olduğunu öğrendiğin zaman ki mutluluğunu, sana en ufak bir gülümsemeyle yaklaşan her insanın çok iyi insan olduğunu düşünmeni, kayınvalidenin Niğde ye gideceği zamanlar kocanla baş başa kalabileceğin için duyduğun mutluluğu gelmesi yaklaştığı zamanda birden içine kapanışını, doğum yaptığım zaman ağlayarak beni aramanı, öleceğini bildiğin halde doktorlara benim iki tane çocuğum var beni kurtarın diye yalvarışlarını, sigara kahve keyfini, ve seni. O güzel dostluğunu, asiliğini, bu kahpe dünyaya inat umudu hiç söndürmeyen gözlerini, bazen gözyaşlarımı silen, bazen saçlarımda dolasan ellerini, bazen yanaklarıma bir buse kondurmaya çalışan o pembe dudakları, her zaman bir şeyler anlatan o menekşe gözleri ve her ne olursa gelip ellerimle birleştirdiğin, bırakmayı hiç istemediğim ellerini, hastane de ki son görüşmemizi, o dudaklardan dökülen şarkıları, sözleri, şiirleri, benimle, kendinle, herkesle, her şeyle alay eden, gülen, şakalar yapan, fıkralar anlatan, bağıra çağıra şarkılar söyleyen ve herkesin bildiği bu aldırmayan görüntüsünün, kişiliğinin ardına gizlediği o her an ağlamaya hazır, acı ve ızdıraplar içindeki küçük çocuğu...
Ve o kısacık ömrüne sığdıramadığın hayallerini, umutlarını, sevgilerini ard arda sıraladığım sözcükler karşılayacak mı bilmiyorum...
Hayatım da bir daha asla bulamayacağım bir dostluğu, kardeşliği, sevgiyi paylaştım
seninle.
Dünyada böyle bir sevgiyi o koca ömürlerinde bir kez olsun yasamadan ölen insanlar var. Ne mutlu bize ki onlardan değiliz.
Her günüm seninle geçiyor, ağlıyorum yokluğuna, inan bana senin için gözyaşı dökmeden geçirdiğim bir günüm yok. Bazen telefon numaranı çeviriyorum farkında olmadan, bazen de bile bile yapıyorum bunu biliyor musun? Cep telefonun canının içi oğlunda o kullanıyor. Numara aynı senin numaran. Ellerim titriyor çevirirken.
Durmadan planlar yapıyoruz, işte şurada tatil burada bilmem ne. Hepsi sensiz. Hiç birinde sen yoksun. Ne yazık ki.
Genelde birbirimizi üzmemek için kaçıyoruz senden bahsetmekten. Ama bunun yanı sıra biri konuyu açsa da arkası gelse de hep ondan bahsetsek diye de geçirmiyor değiliz içimizden.
Bir başladık mı senden konuşmaya, bir daha tutamayacağımız ellerini ve bundan sonra devam edecek ama sensiz olacak yaşamımızı, hemen herkesin gözleri doluyor. Zaten herkes hazır ki ağlamaya. Ve bazen de gülüyoruz yaşanan günlerin güzelliğine, okey partilerine, yaptığın esprilere, çocuksu masum hareketlerine ...
Biliyor musun bazen kendimde seni buluyorum. Kızmazsan bazen senin esprilerini de kullanıyorum. Senin konuşma tarzında konuşuyorum ve senin hareketlerini yapıyorum.
Bu bana hem hüzün hem mutluluk veriyor.
Bazen kahkahalarla güldüğüm de oluyor biliyormusun. Aklıma sen gelip bu yaptığımdan utandığımda oluyor çoğu zaman. Çocuğuma sarılırken sana ihanet ediyormuşum gibi de geliyor arada. Zira sen çocuklarına doyamadın çünkü.
Bazen de iş yerinde bilgisayarıma bakarken birden ağlamaya başlıyorum. Allah ım neden benim melek teyzem diye ...
AramIzdan ayrılsan da hiçbir zaman tükenmeyecek sevgi ve bağlılığımız.
HatIrlIyor musun, o saatlerce telefonda konuşmalarımızı, Türk Telekom' a kazandırdığımız onca parayı. Kimi zaman gülerek kimi zaman ağlayarak konuşurduk. Kimi zaman tartışır doğruyu bulmaya çalışırdık. Kimi zaman birbirimize küfür eder rahatlardık.
Hatırlıyor musun bazen hiç bir tedavi ve ilacın durduramadığı ağrıların karşısındaki çaresizliğimizi, yapacak bir şeyimiz olmadığı için birbirimizden gizli gizli sessiz sessiz ağladığımız günleri.
Hatırlıyor musun 9 Eylül acil servise son kaldırıldığını. Yapacak bir şey kalmamıştı.
Ne demek yapacak bir şey kalmadı. Hayır, sen iyileşecektin. O aptal doktorlar becerememişlerdi ama bizim gücümüz, sevgimiz her şeye yeterdi. Biran önce kendini toplamalıydın, bu yıl yine beraber olmalıydık.
"Binlerce nedenin var yasamaya
Yenmek için her günkü ölümü
Seni sevmenin mutluluğu için
Yürümek için umudun ayak izinde"
Ölmeyecektin hani, hani bırakmayacaktın bizi.
O bana verdiği sözü tutamadı, Çünkü kendisinden daha inatçı çıkan ve neredeyse tüm vücuduna yayılan, sevenlerin gözü önünde onu günbegün eriten, tüm gücünü yok eden ama hiç bir zaman yasama sevincini söndüremeyen hastalığına yenildi. Hastaneden çıktıktan sonra, ağrıları dayanılmaz bir hale geldi, nefes alamadığı zamanlarda kullanılacak oksijen tüpünün de büyük bir faydası olmadı. Ama o, hep gülümsedi...
Ve o güzel insan, ailesini ve çocuklarını son bir kez daha görmek istedi. Evindeydi. Ama yine fenalaştı yine hastaneye kaldırıldı. Evlilik yıl dönümünü de hastanede kutladıktan sonra, 14 Temmuz 2000 günü, yarim kalan hayalleri ve umutlarıyla yasama gözlerini kapadı.
Ailesi, canlarının bir parçasını, Işıkkent te son uykusuna yatırdılar. İçten içe haykırışlarla, dayanılmaz acılarla...
Ve bir gün gelecek ki hepimiz seninle buluşacağız.
Kısa bir zaman diliminde yaşamımın en büyük bölümünü dolduran, nice güzel anlar paylaştığım sen, artık yoksun güzelim. Birbirimize söylediğimiz son söz "Seni Seviyorum" du.
Bana verdiğin sözü tutamadığın için sana kızmıyorum. O acılara daha fazla dayanamazdın, biliyorum. Artık acılarının son bulduğunu ve cennette olduğunu bilmek en büyük tesellim.
Yasadığımız her şey için teşekkürler. Sakın ola ki beni merak etme.
Mutluyum, gülüyorum ve hala kimseye aldırmadan kendi doğrularımla yaşıyorum.
Çünkü yaşamın sırrı bu biliyorum...
Evet ne yazık ki kansere yenildin ama verdiğin mücadeleyle, gösterdiğin cesaretle, yaşama bağlılığınla, son nefesine dek söndürmediğin umutlarınla, bence kazanan yine de sen oldun bir tanem.
"Yenilmek, ama yinede teslim olmamak... Zafer budur"
Öyle sevgilim, zafer senin, sen kazandın!
UÇURTMAMI PAZAR GECESİ UÇURACAĞIM
UZAKLARA İNAT, UZAKLARA YÜKSELECEĞIM
SEN GELMESEN DE
EY SEVGİLİ
Ne kadar yazarsam yazayım mutlaka atladığım bir şeyler vardır, çünkü benim bebekliğimden itibaren hayatımda sen varsın... İmkanı yok anılarımız 2 sayfayla bitmez, biliyorum. Ama biliyor musun yazdıkça da yazasım geliyor.
Ha bu arada çocukların sünnet oldu. İkisi de iyi merak etme. Onlarla ilgilenmemi söylemiştin bana son görüşmemizde. Merak etme. Gözüm üstlerinde. Sen huzurlu uyu güzelim.
Onun uğruna ölürüm de öldürürüm de dediğin yeğenin Demet seni hiç unutmadı, unutmayacak ...
|